Ölümsüz çizgi roman kahramanı ‘Iron Man’ (Demir Adam) 186 milyon dolarlık dev bir bütçeyle beyazperdeye uyarlandı.
Sarı-kırmızı-gri renkli zırhının arkasına gizlediği teknoloji harikası silahlarıyla çizgi roman severlerin gönlünde taht kuran bilim adamı, mucit,yüksek teknoloji yaratıcısı,milyoner, playboy Tony Stark’ın beyazperdede izleyiciyle buluşması 2 Mayıs 2008’de gerçekleşecek.
Paramount Pictures’ın sunduğu filmde, “Iron Man” olarak tanınan Tony Stark rolünde “Chaplin” filmiyle Oscar ödülü adaylığı kazanan Robert Downey Jr’, “Iron Man”in en iyi arkadaşı Jim Rhodes rolünde ise Terrence Howard oynayacak. Tony Stark’ın gönlünü kaptırdığı güzel Virginia Pepper Potts rolünde ise “Aşık Shakespeare”le Oscar ödülü kazanan Gwyneth Paltrow kamera karşısına geçti.
Marvel’in diğer çizgi roman kahramanlarının gördüğü olağanüstü ilgi üzerine “Iron Man”in de sinemaya uyarlanması ilk olarak 1999 yılında gündeme gelmişti. Hatta Tony Stark rolü için Nicolas Cage, Tom Cruise, ya da Leonardo DiCaprio’nun isimleri ön plana çıktı. 1999’dan 2006 sonlarına kadar olan süreç boyunca yönetmen ve senaryo yazarı değişiklikleri yaşandı. Son olarak projenin başına “Elf”, “Made” ve “Zathura” gibi filmlerden tanıdığımız Jon Favreau geçti.
Başrollerini Angelina Jolie, James McAvoy ve Morgan Freeman’in üstlendiği “Wanted”ın Türkçe altyazılı fragmanı yayınlandı.
27 Haziran 2008’de gösterime girecek, yönetmenliğini Timur Bekmambetov’un üstlendiği filmin konusu kısaca şöyle: Babası öldürülen Wesley Gibson’a (James McAvoy), babasının intikamını alma fırsatı teklif edilir. Kötü adamları yok eden bir suikastçi olarak ünlenen babası bir suikaste kurban gitmiştir. Babasının bıraktığı yerden yola devam etmeye kararlı olan Gibson, babasının ortağı Sloan’dan (Morgan Freeman) eğitim almaya başlar…
Nehir Erdoğan… Yeni neslin güzel ve başarılı oyuncularından biri. Oyunculuğun ana kriterinin güzellik olduğu ülkemizde; farkını ortaya koyan, yeteneğini ön plana çıkarmayı başaran ender güzellerden… Televizyon dizilerinde ve popüler filmlerde gösterdiği performanslardan sonra Amerika yolcusu olan genç oyuncu, şimdilerde yeni filmi Broken Angel / Meleğin Sırları’nın heyecanını yaşıyor. “Hollywood yapımı ilk Türk filmi” olan Meleğin Sırları’nda başrolü üstlenen Nehir Erdoğan ile beklediğimden daha sıcak bir röportaj yaptık. Ekranda biraz soğuk göründüğünü kendisi de kabul ediyor ancak okuyunca siz de anlayacaksınız ki, oldukça keyifli ve esprili biri…
Sinemalar.com: “Meleğin Sırları” filminde başrol oynamanız için yönetmen Aclan Büyüktürkoğlu’ndan mı teklif aldınız?
Nehir Erdoğan: Evet, yönetmen Aclan Büyüktürkoğlu ile bu proje sebebiyle tanıştık. Ön görüşmenin ardından -ki küçük bir oyunculuk sınavına da tabii tutulmuştum bu görüşmede- birlikte yol almaya karar verdik… Ardından gelen üç yıl boyunca da Aclan ve eşi Leslie ile kimi zaman Amerika’da kimi zaman Türkiye’de projeyle ilgili sık sık görüştük. Üç yıl önce alınmış bir karar olması sebebiyle, senaryo ve benim karakterim üzerine Aclan’ın fikirlerinden çokça yararlanma şansım oldu.
S: Türkiye’de rol aldığınız birkaç dizi ve filmden sonra, Hollywood yapımı bir Türk filminde başrolde oynamak için biraz erken gibi bir kaygıya kapıldınız mı?
N: Bilmem. 27 yaşındayım. Hollywood için yaş sınırı mı vardı?
İşin şakası bir tarafa, sadece Hollywood olduğu için değil, her yeni işimin başlangıcında heyecanla birlikte biraz kaygı da duyarım… Bu da hiçbir zaman kaybetmek istemediğim bir şey…Çünkü ister tv dizisi olsun, ister Hollywood yapımı bir sinema filmi, heyecan duymadığım gün hayatta kendime yapacak başka şeyler bulmam gerektiği gündür, bunu bilirim.
S: Kendinizi bir oyuncu olarak nasıl görüyorsunuz ?
N: Bilemem. Bu soruyu ben yanıtlayamam. Yanıtlamam.
S: O zaman rolünüzden konuşalım. Canlandırdığınız “Ebru” nasıl bir karakter? Bu karaktere adapte olmak kolay mıydı sizin için?
N: Son zamanlarda çıldırmışcasına artan ‘başarıya giden yol’ provakasyonları, büyük güçlerin, kendilerine göre büyük emelleri için pompaladığı ‘daha, daha, daha fazla’ ara gazları, bu gazlara gelmeyip, ‘güçlü karakter’ başlığı altında kalbini sertleştirmeyen kimseler için ne anlam ifade ediyor acaba? Ben söyleyeyim, bu insanlar, ki ‘Ebru da bunlardan biri, ‘arada kalanın canı çıksın’cı sistemin direnen kurbanlarından biri… Bu karaktere adapte olmaya gelince, ben de aynı devirde, aynı sistem içinde yaşıyorum…
S: Filmi bir seyirci gözüyle değerlendirdiğinizde, izlemek için üç sebep sayabilir misiniz?
N: Bizde hep bir ‘adamlar yapmış abi’ cilik vardır. ‘Onların yapmışlıklarından özenerek bahsederken ,çoğu zaman kendi iyi taraflarımızı, değerlerimizi, Anadolu insanının kalplerindeki sevgi doluluğu, birbirimize olan bağlarımızın kuvvetinden gelen güven duygusunun güzelliğini ve daha bir çok iyiliğimizi unutuveririz… Bu film bu anlamda gururumuzu okşayacak…Ve…İyi bir yönetmen…İyi ışık…İyi kurgu…Güzel anlatım…
S: Artık oyunculuk kulvarında daha üst bir çizgiye ulaştığınızı söyleyebilir miyiz bu film yoluyla?
N: Sahte tevazuluk değil amacım ama gerçekten kulvarlarla, alt-üst çizgilerle ilgilenmiyorum…Ama siz söylerseniz teşekkür ederim..
S: Fragmanı ilk izlediğimde sizi yabancı bir oyuncu sandım, bunu söyleyebilirim. Türkiye’den ve özellikle Hollywood’dan takdir ettiğiniz ya da örnek aldığınız oyuncular var mı?
N: İzlemekten zevk aldığım çok oyuncu var…İsim aklımda tutamıyorum ama…
S: Kadrodaki yabancı oyuncular ya da film ekibiyle uyum sağlayabildiniz mi?
N: Orada hepimiz, ortak bir amaç için, filmimizin iyi çıkması için çok çalıştık. Bir buçuk ay boyunca durmadan çalıştık. Aslına bakarsanız film yer yer Amerikan sistemini eleştirip, çokça da Türkiye’yi ve Türkleri yüceltiyor. Amerikalı oyuncular da tabii yer aldıkları filmin senaryosunu, ne anlattığını biliyorlar… Ama filmde yalan olan hiçbir şey yok. Dolayısıyla onlar da tamamen adil bir şekilde, Türklere ve Türkiye’ye olan sıcak bakışlarını hep belli ettiler. Son derece uyumlu ve zevkli geçen bir süreçti.
S: Sizi hiç kimsenin tanımadığı Amerika sokaklarında gezerken, Türkiye’deki popülaritenizi özlediğinizi hissettiğiniz oldu mu?
N: Ey özgürlük!!… Amerika sokaklarında gezmeye fırsatım olmadı… Sette ise bu özlemimi gidermeye yetecek kadar Türk vardı. 
S: Bu yolun devamında ne var? Çok daha iyi bir oyuncu mu olmak istiyor Nehir Erdoğan yoksa sunuculuk ve benzeri işlere devam edecek misiniz?
N: Tabii ki, her zaman, her yeni adımda daha iyi bir oyuncu olmak için çalışacağıma and içerim! Şanslıyım ki, kolay kolay sıkılmayacağım, yaşım ve yaşadıklarım ve gördüklerimle birlikte, hep gelişime açık bir meslek oyunculuk…Oyunculuk mu sunuculuk mu dersen, oyunculuk derim ama sanırım böyle bir tehdidin yok. Dolayısıyla sunuculuk, televizyonculuk da yeri geldiğinde yapmaya devam edeceğim işler.
S: Genç oyuncu adaylarına ya da Türkiye’deki meslektaşlarınıza Hollywood kapılarını zorlamalarını önerir misiniz?
N: Tabii ki… Kapıları zorlamak değil ama doğru kişilerle, doğru zamanlarda, doğru işler yapmak için istekte bulunmak ve bunun için çalışmak, sonuç alındığında ülkemiz için de gurur verici olmaz mı? Hollywood sinema sektörünün güçlü ve gelişmiş olduğu bir yer.. Türkiye’de ise orada çalışabilecek nitelikte, yetenekte çok fazla oyuncu var… Ülkemizi küçümsemeye gerek yok.. Evet, belki bir çok konuda olduğu gibi, sinema sektöründe de sistemimiz ve paramız yok, ama oyunculuk kalitesiyle Türkiye’de onlardan hiçbir şekilde aşağı kalmayacak yüzlerce oyuncu var.
S: Bu film sayesinde Hollywood sinema çevrelerince tanınacağınızı söyleyebilir miyiz?
N: Bilemem… Geleceği birlikte yaşayacağız..
S: Ünlü bir Hollywood yıldızıyla tanışıp, kaynaşma şansınız oldu mu?
N: 106 bölümlük bir dizinin final bölümünü bitirip, ertesi gün ABD’ye uçtum. Orada uçaktan indiğimde hemen kostüm provasına gittim ve beş saat uyuyup kendimi sette buldum. Sonra bir buçuk ay boyunca günde 16 saat çalıştığım bir tempo başladı, dolayısıyla değil bir Hollywood yıldızıyla tanışmak ve kaynaşmak, kaldığım evin sokağındaki market çalışanlarını bile görmedim. 
S: Sinema sitelerinde hakkınızda yazılan yorumları takip ediyor musunuz?
N: Özellikle ‘Bakalım bugün benim için nasıl yorumlar yapılmış’ gibi rutin bir takibim yok, ama tesadüfen denk geldiğimde kaptırıp tüm yorumları okuyorum.
S: Sinemalar.com kullanıcıları filmi izledikten sonra nasıl yorumlar yapacaklar acaba?
N: Takip edeceğim ben de. Birlikte göreceğiz. Ama filmi seveceklerini düşünüyorum açıkçası…
19. Ankara Uluslararası Film Festivali, 13 - 23 Mart 2008 tarihleri arasında Dünya Kitle İletişimi Araştırma Vakfı tarafından düzenlenecek.
Festival Açılış Töreni; 13 Mart Perşembe günü, saat 19.30’da, A.Ü. Dil Tarih ve Coğrafya Fakültesi Farabi Salonu’nda gerçekleştirildi. Dolunay Soysert ve Emre Karayel’in sunduğu tören, açılış konuşmalarının ardından Festival Özel Ödülleri’nin sunumuyla devam etti.
Dünya Kitle İletişimi Araştırma Vakfı tarafından her yıl geleneksel olarak verilen Kitle İletişim Ödülü, Boğaziçi Üniversitesi Mithat Alam Film Merkezi ve Altyazı Sinema Dergisi’ne; daha önce Kerim Afşar, Cüneyt Gökçer, Cemil Eren, Kayıhan Keskinok ve Erhan Bener’e verilen “Sanat Çınarı” ödülü Sevda Şener’e; festivalin kurucularından Aziz Nesin’in adını taşıyan Emek Ödülü ise , 50 yıldır Ankara’da makinistlik yapan Ramazan Çetin’e verildi.
Açılış törenine gelen konuklar, Auschwitz toplama kampından SS silahlarını, üniformaları ve komutanın arabasını alarak en cesur kaçışı gerçekleştiren dört mahkumu konu alan kurgusal belgesel ‘Kaçak’ı izlediler. Geceye filmin baş kahramanı Kazimierz Piechowski de katıldı ve kendisine teşekkür plaketi sunuldu. Gecede ayrıca Kerem Görsev ve Sibel Köse, film müziklerinden oluşan bir konser verdiler.
Kapanış Töreni 23 Mart’ta
Festival kapsamında düzenlenen ulusal uzun, kısa ve belgesel film yarışmalarında verilen ödüllerin sahiplerini bulacağı kapanış töreni 23 Mart Pazar günü Farabi Salonu’nda gerçekleştirilecek. Gecenin sunuculuğunu ise Janset ve Toprak Sergen üstlenecek.
Geçtiğimiz Ekim ayında gerçekleştirilen 44. Altın Portakal Film Festivali’ne gerekçe gösterilmeden kabul edilmeyen “Ara” izleyiciyle buluşuyor. Film, cesur sevişme sahneleriyle de dikkatleri üzerine çekecek…
Yönetimi ve senaryosu Ümit Ünal’a ait olan “Ara”, geçtiğimiz Ekim ayında gerçekleştirilen 44. Altın Portakal Film Festivali’ne gerekçe gösterilmeden kabul edilmemişti. Ünal, Festival Komitesi Başkanı Engin Yiğitgil’e mektup yazarak “Ara”nın Altın Portakal Film Festivali’ne kabul edilmeyişinin nedeninin açıklanmasını istemişti. Açıklamanın yapılmaması üzerine Ümit Ünal, Engin Yiğitgil’i eleştirerek “Ara”nın festivale kabul edilmemesini protesto etmek için bundan sonra hiçbir filmini Altın Portakal Film Festivali’ne göndermeyeceğini dile getirmişti.
Adı ilk kez bu tartışmalarla duyulan “Ara”, 21 Mart’ta izleyicinin karşısına çıkıyor. Film, birbirini seven ama aldatan, ölesiye kıran ama bırakamayan sevgililerin hikâyesini beyazperdeye yansıtacak. Ümit Ünal, “Ara”yı şöyle tanımlıyor.
“Türkiye, son 20-30 yılda çok büyük bir değişim geçirdi. Bu dönemi ergenlik ve gençlik dönemleri olarak geçiren insanlar daha iyi yaşama, daha çok tüketme, daha çok kazanma arzusunu, hırsı, arsızlığı, yırtıklığı öğrendi. Ama insan ruhları aynı hızla değişmedi. 30 yıl öncesine göre daha zengin bir ülkeyiz ama manevi hayatımız aynı şekilde zenginleşmedi. Son yıllarda, çevremde tek tek insanların veya çiftlerin darmadağın olduğunu gördüm. Bir çok arkadaşım veya uzaktan tanıdığım insanlar, 40’lı yaşlara gelince hayatlarında ciddi bir manevi boşluk olduğunu gördüler. Koca bir kara delik. Kimi o boşluğu daha çok parayla, daha çok eşyayla, kimi cinsel fetihlerle, kimi inançla, kimi alkol veya uyuşturucuyla doldurmaya çalıştı. Kimi tamamen kayboldu gitti, kimi kendini kandırmayı başardı.”
“Ara”da başrolleri tiyatro kökenli oyuncular; Serhat Tutumler, Betül Çobanoğlu, Erdem Akakçe ve Selen Uçer paylaşıyor.
Yaşanmış bir olaya dayanan senaryosu ile 2008’in en iddialı gerilim filmlerinden biri olan “The Strangers”ın fragmanı yayınlandı.
Liv Tyler ve Scott Speedman’in başrollerini paylaştığı filmin yüksek gerilimli sahneleri ses getireceğe benziyor.
“The Strangers”ın tüyler ürperten fragmanını Sinemalar.com ayrıcalığı ile izleyebilirsiniz.
Daha önce Hülya Avşar’ın başrolünü üstleneceği duyurulan “O…Çocukları”nın oyuncu kadrosunda değişiklikler oldu.
Murat Saraçoğlu’nun yönetmenliğinde çekilen filmde başroldeki ‘Mehtap Anne’ karakterini Hülya Avşar yerine Demet Akbağ canlandıracak. Senaryosu Sırrı Süreyya Önder tarafından yazılan filmin diğer oyuncuları ise Özgü Namal, Sarp Apak, Altan Erkekli ve İpek Tuzcuoğlu olarak belirlendi.
Çocuk psikolojisi, eğitim, töre, annelik duygusu ve kadın-erkek ilişkileri gibi toplumsal değer yargılarını sorgulayacak olan filmde, Türkiye’nin askeri rejimin yönetimi altında olduğu 1981 yılında, hayat kadınlarının çocuklarına bakıcılık yapan bir emanetçi annenin evinin ekseninde gelişen olayları izleyeceğiz.
Hayata dair tüm gerçeklerin ve duyguların iç içe örüldüğü bu evde yaşanacak olayların izleyenleri etkilemesi bekleniyor.
“Hollywood” bizlere ışıltılı ve görkemli bir dünyayı çağrıştırırken, ona zorluklar ve engellerle dolu mücadele yıllarını hatırlatıyor. Kolay değil tabii ki, Ankara’dan Hollywood’a gidip, Amerikalı oyuncularla, Hollywood standartlarında bir film çekebilmek.
“Hollywood yapımı ilk Türk filmi” olan Broken Angel / Meleğin Sırları’nın yönetmeni Aclan Büyüktürkoğlu, filmine çocuğu gibi sahip çıkan yönetmenlerden. Hayalini gerçekleştirmiş olmanın verdiği haklı gururu ve mutluluğu gözlerinden de okunuyor, sözlerinden de…
14 Mart’ta gösterime giren “Meleğin Sırları” filmini anlatmasını istedik Aclan Büyüktürkoğlu’ndan. Ankara Devlet Tiyatrosu’ndan Hollywood stüdyolarına uzanan bir ‘azmin zaferi’ hikayesi okuyacaksınız aşağıdaki satırlarda…

Sinemalar.com: Neden bu filmi Hollywood’da çekmek istediniz? “Meleğin Sırları” İstanbul’da çekilseydi, ne değişirdi film için?
Aclan Büyüktürkoğlu: Bu film insanı yutan bir sistemin, her anlamda vahşi bir rekabetin, insansızlaşmanın eleştirisi. Gelişmekte olan pek çok ülkenin eşiğinde olduğu bir uçurumun habercisi. Artık dünya küçülmüş, sınırlar neredeyse ortadan kalkmış durumda. İnsanların, daha fazla para kazanmak için alet olarak kullanıldığı her sistem insanlığa karşı bir sistemdir. Bizim derdimiz yok olan, yozlaşan insani değerlerin dile getirilmesi. Filmimizin katmanlarından biri de bu. Film farklı iki kültür arasında kalan bir Türk kızının yasanmış öyküsünü anlatırken, bu yukarıda sözü edilen tehlikelere de dikkat çekiyor. Olayın gerçek hayatta ABD’de yasanmış olması en büyük çıkış noktası. Tabii ki benim Los Angeles’da yaşıyor olmam da bir etken. Eğer film İstanbul’da çekilmiş olsaydı, aynı ülkenin birbirini anlamayan insanları ile ilgili bir dert dile getirilmiş olabilirdi. Benzer noktalara dikkat çekilebilirdi. Ama bu bir kopyanın kopyasını aktarmak olurdu. En iyi örnek gerçeklerden yola çıkılan örnektir. Filmde Ebru’nun içinde bulunduğu durum tamamen bir araç olarak kullanılmaktadır.
S: Amerikan sinemasının alışık olduğumuz unsurlarını görebilecek miyiz filminizde? Başka bir deyişle, “Meleğin Sırları” bir Amerikan filmi mi, Türk filmi mi?
A.B.: Eğer Amerikan filmlerinde alışık olduğumuz unsurlardan kastınız iyi ışık, sade ama etkileyici ve güçlü oyunculuk, üstün ses efektleri ve mix, sistemli ve uyumlu bir takım çalışması, çarpıcı çekimler ve üstün kaliteli müzikler ise evet MELEĞİN SIRLARI bu standartları yakalamış ve hatta ötesine geçmistir. MELEĞİN SIRLARI, Amerika’da tüm Hollywood olanaklarıyla çekilmiş bir Türk filmidir. Yönetmeni, oyuncusu, yazarı, yapımcısı (Türk vatandaşlığına uzun yıllar önce kabul edilen Amerikalı eşim Leslie Bates Büyüktürkoğlu), çoğunluğu Türk olan yatırımcı ve sponsorlarıyla tam anlamıyla bir Türk filmidir. Uluslararası platformda Türk filmi olarak tanıtılıp, yarışmalara ve festivallere bu sıfatla ve gururla katılacaktır. Filmin üçte biri İngilizce çekilmiştir. Ancak MELEĞİN SIRLARI yine de Türk filmidir.
S.: Filmin senaryosunun gerçek hayatla bağlantılı bir romana dayandığını duydum…
A.B.: Olay 1984 yılında Chicago’da Ebru adlı bir genç kızın başından geçmiş. Romanla ilgili tüm bilgiler de Ebru’nun arkasında bıraktığı günlükten yola çıkılarak yazılmış. Yazar Tulay Pirlant kendi tanık olduğu olayları bu günlükteki anılarla birleştirip “Windy City – Rüzgarlı Şehir” adlı romanı yazmış.
S.: Senaryo tamamen orijinal yani. Peki “Meleğin Sırları”, dünya standartlarını yakalayan bir film olabildi mi?
A.B.: Meleğin Sırları, bütçesi ve zamanı kısıtlı olduğu halde Hollywood’un en iyi olanakları kullanılarak çekilmiş ilk Türk filmidir. Meleğin Sırları; gerek oyunculuk açısından, gerek görüntüler ve çekimler açısından büyük bütçelerle çekilmiş basarılı filmler kalitesindedir. İzleyiciler salondan her anlamda doymuş, memnun ve yoğun duygular içinde ayrılacak. Öykümüz gerçek hayattan alındığı için çekimler sırasında benim bile içimin burkulduğu anlar çok oldu. Nehir Erdoğan’ın performansı gerceğin ta kendisiydi. Cok iyi bir iş yaptı. Filmde görev alan tüm sanatçılar gerçekten üstün bir performans sergiledi. Ben dahil sette bulunan birçok teknik eleman ve oyuncunun zaman zaman gözlerinin dolduğu anlar olduğunu itiraf etmeliyim. İddia ediyorum ki, MELEĞİN SIRLARI’ndaki oyunculuk üslubu dünya standartlarında ve cok basarılı bir film oyunculuğudur. MELEĞİN SIRLARI ışığından, dekoruna, oyunculuğundan müziğine, senaryosundan afişine kadar, kendi dilini son derece basarılı bir biçimde yakalamış ve dünya standartlarini tutturmus bir Türk filmidir. Hollywood’da çekilmiş olması bir teferruattır. MELEĞİN SIRLARI dünya standartlarını yakalamış bir Türk filmidir. Bununla gurur duyuyorum.
S.: Amerika’da da gösterime girecek mi peki? Amerikan seyircisi filme ilgi gösterir mi sizce?
A.B.: Bu bir Türk filmi olduğu için öncelikle ve kesinlikle ilk olarak Türkiye’de gösterime girdi. Daha sonra Avrupa ve Amerika’da dağıtım yapmak üzere şu anda anlaşmalı olduğumuz firma (WB) ile görüşmeler yapıp, önerilerini alacağız. Elbette ki Avrupa ve ABD’de dağıtım yapmak üzere çalışmalarımız var. ABD’de film izleyicisi genel olarak eleştirilmeye açık, önüne konulanı değerlendirmekten ve kendini eleştirmekten memnun olan bir kitledir. Bu anlamda filmi ilgiyle izleyeceklerini tahmin ediyorum.
S.: Filmin hikayesi ve çekim özellikleri, Amerikan seyircisine de hitap ediyor mu?
A.B.: Meleğin Sırları, izleyen herkesin ilgisini çekebilmek, öyküyü net olarak anlatabilmek ve iç içe geçmiş pek çok katmanı vurgulamak amacıyla çekildi. Filmin ilerleyen katmanlarından biri ABD’nin, tv ve sinemalarda görünmeyen yüzünü resmetmekti. Ama bu konuda seyirciye nasıl düşünmesi gerektiğini empoze etmeye çalışmadık. Bizim derdimiz seyircinin tek taraflı düşünmesine neden olacak agit-prop tarzı bir anti- Amerikan filmi yapmak değildi. Amerika’ya övgüler yağdırmak gibi bir derdimiz de olmadı. Biz öyküye olabildiğince tarafsız yaklaştık. Taraf olduğumuz tek şey insan. ABD’de yaşayan insanlar farkında olmadıkları, kendi ülkelerinde yaşarken görmedikleri pek çok şeyi bu filmde görecekler. Bu anlamda film Türk seyircisine olduğu kadar, Amerika ve Avrupa seyicisine de hitap edecek.
S: Bu filmin kariyerinizde bir dönüm noktası olarak, isminizi dünya sinemasına taşıyacağını söyleyebilir miyiz?
A.B.: Bu tür bir kararı ben veremem. Ben aşık oldugum işimi en iyi şekilde yapabilmek için sistemli ve disiplinli çalışırım. Eğer sonuç basarılı ise ne ala… Hemen yeni işe koyulur, daha iyisini yapmak için çok çalışırım. Yok eğer sonuç beklendiği gibi değilse, o zaman kendimi affedip, daha iyisini yapmak için yine hararetle çalışmaya devam ederim. Film artık seyircinin filmidir ve onların takdiri yönetmenlerin geleceğini tayin eder. Burada hasılattan söz etmiyorum. Büyük hasılatlar, en büyük ve en iyi filmlerden gelmeyebilir kimi zaman.
S.: Bir Türk yönetmen ya da oyuncu için Hollywood’da kabul görmek zor olsa gerek. Nasıl bir süreçti sizin için?
A.B.: Zor ama gurur verici bir durum. Bu işi Türkiye’de Türk okul (Ankara Devlet Konservatuarı) ve kurumunda (Ankara Devlet Tiyatrosu) aldığı eğitim ve iş disiplinlerinden yola çıkarak yapmak insana gurur veriyor. Filmin öncesinde ve çekim aşamasında büyük sorunlar yaşamadık aslında. Bir iki yakışıksız saldırıya maruz kaldık ama bu tatsız durum yasal organların ve hukukçuların müdahalesiyle son buldu. Biz de alnımızın akıyla ve yara almadan filmimize odaklandık. Ama hayatın akışı içinde ve rekabet dünyasında oluyor bu tür şeyler. Sonuç olarak kötü niyetli bir iki yakışıksız girişim dışında filmimizin çekimlerini basarıyla tamamladık. Coşkuyla akan nehrin önüne kaya değil baraj koysanız, o yine denize ulaşacak bir yol bulur. Bizim kervanımız yoluna devam ediyor. Hayat geçip gidiyor. İnsan gibi yaşamak olmalı amaç ve biz de olabildiğince bu amaca uygun bir hayat yaşamaya çalışıyoruz. Gerisi laf-i guzaf.

S.: Genç sinemacılara Hollywood kapılarını zorlamalarını önerir misiniz?
A.B.: Türk ismi kesinlikle Hollywood’a girmeye devam etmeli, kapılar zorlanmalı, gerekirse bacadan girilmeli. Ancak yılmamalıyız. Sabır en önemli nokta. Buralarda bu işler hiç de kolay değil ne yazık ki. Burada işin sırrı sabır, cesaret ve çok çalışmak. Ancak bu sayede bir çevre oluşturabilirsiniz. Kimse sizi yaldızlı davetiyeler ve kırmızı halılarla beklemiyor açıkçası. Bir de size sonuna kadar destek olacak bir dosta ihtiyacınız var. Karşınıza çıkan her türlü zorlukta, sizi durdurmak için size karşı oynanan her türlü oyunda, hep sizin yanınızda olan bir desteğe ihtiyacınız var. Benim Türkiye’de aldığım yeterli eğitimim, sabrım, cesaretim, yeteneklerim ve bütün bunları güven içinde sunmak için mücadele etmemi sağlayan sağlam bir hayat arkadaşım var. Eşim ve MELEĞİN SIRLARI filminin yapımcısı ve senaryo yazarı Leslie Bates Büyüktürkoğlu. Birlikte çok mücadele verdik. Bir çok yakışıksız oyuna maruz kaldık. Ama çok şükür hepsinden yara almadan ve alnımızın akıyla çıktık. Sabırla ve kuvvetli bir iradeyle hedeflerimize doğru kuvvetli adımlar attık. Sonuç ortada. Ben burada reklam filmlerinde, belgeselde, televizyon dizisinde, tiyatrolarda oyunculuk ve yönetmenlik yaptım. Seslendirme bile yaptım. Hayatım Türkiye’deyken nasılsa, burada da aynen öyle devam etti. Önemli bir başka sır da, Ankara Devlet Konservatuarı Tiyatro Bölümü’nde aldığım ve Ankara Devlet Tiyatrosu’nda sanatçı olarak pekiştirdiğim iş ahlakı ve iş disiplininin bana verdiği kararlılık ve mükemmeliyetçilik anlayışıdır. Sonuç olarak bence sadece genç olanlar değil, tüm Türk sinemacıları Hollywood kapılarını açıp, orada Türk varlığını hissettirmek için çaba sarf etmeli ve Türkiye’nin tüm dünyaya hak ettiği biçimde tanıtılması için el birliğiyle hareket etmelidir.
S.: Türk ve yabancı oyuncular arasında uyuşmazlıklar yaşandı mı?
A.B.: Hayır. En ufak bir uyumsuzluk veya uyuşmazlık yaşanmadı. Son derece rahat ve uyumlu bir ekip çalışmasıydı.
S.: Filmde Türkiye açısından öne çıkan isim Nehir Erdoğan gibi görünüyor. Neden Nehir Erdoğan’ı seçtiniz bu rol için ve sizce Nehir Erdoğan nasıl bir oyuncu?
Nehir, ortak bir arkadaşımız Ruba Benderlioğlu tarafından bizimle tanıştırıldı. Senaryonun ilk yazıldığı dönemde, yani üç sene önce, sessiz sedasız bir biçimde birçok genç oyuncuyla görüştük, ufak çaplı sınavlar yaptık. En uygun oyuncu Nehir Erdoğan’dı. Nehir bence Türkiye’nin yetiştirdiği en yetenekli oyunculardan biri. Oyunculuk anlamında çok geniş ve zengin bir yelpazesi var. Eminim ki yakında Hollywood’dan büyük teklifler alacak. Filmde gerçekten çok samimi, doğal ve başarılı bir çizgi tutturdu. Ben Nehir’le çok rahat çalıştım. Son derece zeki ve yönetmeninin istediklerini anlamak ve uygulamak için samimi çaba sarf eden, disiplinli bir oyuncu. Ev ödevlerini iyi yapıyor. Bence Nehir, çok kısa bir süre içinde Türkiye’nin gurur duyduğu uluslararası sanatçılar arasındaki yerini alacak.
7 Mart’ta gösterime girecek “Hayattan Korkma”nın, filmden kareler eşliğinde çekilen soundtrack klibi yayınlandı.
Berrin Dağçınar’ın yönettiği; Zeki Alasya, Tarık Papuçcuoğlu, Hakan Boyav ile Zeynep Eronat’ın başrollerini paylaştığı filmin soundtrack’i, Derin” grubu tarafından seslendirildi. “Hayattan Korkma” adlı şarkının sözleri Deniz Kaya, müziği ise Tunç Tuncer ve Deniz Kaya imzasını taşıyor.
Bir kasabada kendilerine yetecek kadar üreten, ürettiği ile yaşayıp giden üç ailenin öyküsünü anlatan “Hayattan Korkma”nın soundtrack klibini aşağıda izleyebilirsiniz.
SİYAD (Sinema Yazarları Derneği) 40. Türk Sineması Ödülleri, Maslak Tim Show Center’da yapılan törenle sahiplerini buldu. Gecede "Yumurta", En İyi Film başta olmak üzere 8 dalda ödül kazandı.
Derya Alabora "Adem’in Trenleri"ndeki performansıyla En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu, İlyas Salman "Sis ve Gece"deki rolüyle En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu, Zülfü Livaneli ise "Mutluluk"la En İyi Müzik ödülünü aldı.
Ödüllerin tam listesi şöyle:
- En iyi film: Yumurta
- En iyi yönetim: Semih Kaplanoğlu (Yumurta)
- Mahmut Tali Öngören en iyi senaryo: Semih Kaplanoğlu, Orçun Köksal (Yumurta)
- Cahide Sonku en iyi kadın oyuncu performansı: Saadet Işıl Aksoy (Yumurta)
- En iyi erkek oyuncu performansı: Nejat İşler (Yumurta)
- En iyi yardımcı kadın oyuncu performansı: Derya Alabora (Adem’in Trenleri)
- En iyi yardımcı erkek oyuncu performansı: İlyas Salman (Sis ve Gece)
- En iyi görüntü yönetmeni: Özgür Eken (Yumurta)
- En iyi müzik: Zülfü Livaneli (Mutluluk)
- En iyi sanat yönetmeni: Naz Erayda (Yumurta)
- En iyi kurgu: Ayhan Ergürsel, Suzan Hande Güneri, Semih Kaplanoğlu (Yumurta)
Törende ayrıca Kadir İnanır, Müjde Ar ve Safa Önal‘a Onur Ödülleri, Üstün Karabol’a ise Emek Ödülü verildi. Umut Veren Sanatçı ödülünün sahibi Melis Birkan oldu.
* Geceden özel görüntüler “Siyad Ödülleri” grubunda yer almaktadır. Resim galerisi için tıklayın.
| M | T | W | T | F | S | S |
|---|---|---|---|---|---|---|
| « Oct | ||||||
| 1 | 2 | 3 | 4 | |||
| 5 | 6 | 7 | 8 | 9 | 10 | 11 |
| 12 | 13 | 14 | 15 | 16 | 17 | 18 |
| 19 | 20 | 21 | 22 | 23 | 24 | 25 |
| 26 | 27 | 28 | 29 | 30 | 31 | |