ERKEK ADAM

1937′de doğdu
Hiç uçurtması olmadı

Sigarasıydı gençliğinin
Hiçbir kadını sevmeden içti.

Senaryolar dışında pek konuşmadı.
Çocukları sevdi yalnız,

Burnunda ki çilleri saya saya yıllar geçti.
Galiba evlendi.

Aşksız, 1990′da öldü
Tam yüreğiyle Tüfekleri vururken …

Fahrettin Cüreklibatır


Bir Cüneyt ARKIN yazısı

Türk sinema tarihinin en iz bırakıcı özelliği iyi veya kötü yönüyle halkın herkesimine hitap edebilecek karakterleri yaratabilme şansı olmuştur.

Öyle filmlerimiz vardır ki ömrümüzde yalnız bir kez izleyebilmeye katlanabiliriz,

Öyle filmlerimiz vardır ki onlarca kez izlemişte olsak tekrar izlemekten rahatsızlık duymayız.

Öyle sesler vardır ki hepimiz için otoriterliğin, dediğini dinletebilecek davudi bir tonun sahibidir.

Öyle sahneler kafamıza kazınır ki Kaybedenlerin Edebiyatı’nın ne olduğunu bizlere anlatır.

ARKINOLOJI

Cüneyt ARKIN bu tatların herbirini yakalayabileceğimiz bir sinema yıldızıdır. İpekyolu’nun Süpermeni, Halkın Adalet Savaşçısı, Dünyayı Kurtaracak en büyük en güçlü iki Türk uzay adamından biri(Aytekin Akkaya‘ya sevgilerimizle), Hayatı gırgır kıvamında yaşayan tatlı bir serseri…

Cüneyt(Gökçer)(Ramazan)Arkın‘ın sinemaya ilk adım atışı 1953 yapımı Kader Mahkumları filmi olarak deşifre edilmesine karşı bunun bir deneme olduğundan hareketle sinemaya geri dönülmez şekilde adım atışını Halit Refiğ‘in efsane filmi Gurbet Kuşları olarak belirtmek gerekiyor.

Her insanın hayatında iniş ve çıkış dönemleri bulunmaktadır. Kimilerimiz için bu durum “Yürü ya kulum” dedirtecek kadar refah ve bereketi sunarken, kimilerimiz için ise sadece varolan durumdan daha geriye gitmeye engel olacak bir bekleme dönemi olarak değerlendirilebilir.

Eskişehir’den İstanbul’a:

Cüneyt Arkın’ın keşfedilmesi ve sinemaya adım atışında şans faktörünün kendisine sunduğu isim Halit Refiğ olmuştur. 1963 yılında Eskişehir ana jet üssün de Şafak Bekçileri‘nin çekimlerini yapan Refiğ, diğerlerinin yanında kolayca farkedilen bir yedek subayı gözünden kaçırmamış, çok arzu etmesine rağmen(ki aynı arzu Cüneyt Arkın içinde geçerlidir) filmde kendisine rol verememiştir. Ancak bu tanışma askerlik sonrasında kapısını çalacak genç delikanlının Refiğ’in hafızasında yeterince yer almasına da yol açmıştır.

Basamakları tek tek çıkmanın gerektiği bir ortamdan Arkın’ı bekleyen yeni tecrübe ise Gurbet Kuşları’ndan eline geçen 500 lira ile gücünün yettiği kadar dayanmaya çalışmaktır. Gurbet Kuşları’nın finalinde ki dam sahnesinde Arkın’ın avantür özelliklerini farkederek “Yahu doktor sende müthiş bir şey var” diyen Refiğ dönemin Yeşilçam modası gereği sinemamızın Altın Çocuğu Göksel Arsoy‘a karşı alternatif bir salon delikanlısı aranıldığından Arkın’ın bu özelliğinden istediği oranda faydalanamaz.

Yinede renkli dünyanın kapıları aralanmıştır ve istenilen fırsatın yakalanması çokta uzakta değildir.

Sabır ve Salon:

Cüneyt Arkın’ın avantür öncesi devrini incelemeye aldığımızda Gurbet Kuşlarını bir milat, Gözleri Ömre Bedel filmini ise toplumsal bir promosyonun fitili olarak tanımlayabiliriz.

Peki bu filmin özelliği nedir?

Arkın’ı tüm Türkiye’ye tanıtan ve rol sıralaması olarak ele alındığında esas oğlan rolünde izlediğimiz filmdir. Bununla beraber filmin Arkın’ın kariyeri açısından en önemli artısı esas kızın Türkan Şoray oluşudur.

Sinemamıza “Kanun” kelimesini bir bayan olarak kabul ettirmiş Şoray ile başrolü paylaşmak bir erkek oyuncu için kişisel sunumunda en önemli adımdır.

Cüneyt Arkın bir salon erkeği olarak mı stardır?

Salon tipi filmler sadece basamak olarak düşünülmelidir. Elbette ki bu filmlerin hatırı sayılır bir izleyici kitlesi bulunmaktadır. Siyah beyaz 60′ların sıcacık kartpostalları olan bu filmler 70′lerden çok daha fazla Yeşilçam kokusuna sahiptir. Türkiye Hollywood’da Golden Age olarak tanımlanan 1950′li yılların ürünlerinin kendine has sinema örneklerini yaratmaktadır. Konu işleyişi, oyunculuk hatta dönemin İstanbul’u bile bir Altın Çağının parçasıdır. Gözlerimiz alabildiğine uzanan bomboş tepecikleriyle dünyanın en güzel şehrini izler.

Bir Türk Dünyaya Bedeldir!

Yeşilçam kendi Altın Çağını tüm keyfiyle sürerken gitgide toplumsal hayatta ki kıpırdanmalarda artmaktadır. Birinci Cumhuriyet kuşağı olgunlaşmış, bir yüzyılın ilk yarısına iki büyük Dünya Savaşını sığdırmış dünya yattığı kış uykusundan uyanmaya hazırlanmaktadır.

Dünya, Gençliğin ne demek olduğunu tanımaya hazırlanırken Türkiye’de de şehirli elit - taşralı arasında ki uçurumlarda keskin çizgilerle ayrılmaya doğru yol almaktadır.


Salon filmlerinin beraberinde “Milli” kelimesine çağrışım yapıp ona hizmet edebilecek yepyeni filmlerin popüler olma devri gelir. Suat Yalaz‘ın kendi sermayesi ile gerçekleştirdiği ve sinemamızın en başarılı tarihi avantürlerinden olan Karaoğlan inanılmaz bir başarı elde eder. Karaoğlan rolü için aktör arandığı dönemde başvuruda bulunan isimlerden birisi olmasına karşılık “Senden bir şey olmaz” diyerek geri çevrilir.

Oysa ki ondan “Malkoçoğlu” “Kara Murat” “Battal Gazi” ve nice tarihi avantür kahramanı doğacaktır. Bu doğumun arifesinde zorlu bir ön çalışma dönemi vardır. İtalyanların Medrano Sirki‘nde akrobatik yeteneklerini, Kazak Sirki‘nde bir at ile yapılabilecek tüm hünerleri öğrenen Arkın, Karaoğlan filmleri ile oluşan tarihi avantür piyasasının alternatifsiz alternatifini yaratır.


Bugün bakıldığında sinemamızın en önemli tarihi kahramanları Kartal Tibet ve Cüneyt Arkın menşeilidir. Elbette ki Aytekin Akkaya, Behçet Nacar, Yılmaz Köksal, Levent Çakır ve Serdar Gökhan‘a da saygı gösterilmesi gereken bir tür olmasına karşı sayılan hiç bir isim Arkın soyadı kadar kalıcı ve popüler olamamıştır.

Tarihi avantür filmleri sinemamızın iki büyük avantür ustası Remzi Jöntürk ve Natuk Baytan‘ın da sıçrama tahtalarıdır. Bu büyük ustalar tarihi filmlerde edindikleri tecrübeleri gelecek 10 yılın içerisinde şehre inen, Anadolunun bağrından kopmuş, kimi zaman evrensele uzanabilecek özelliklere sahip çağdaş mitoslara dönüştüreceklerdir. Bu mitin gövdesini ise Cüneyt Arkın oluşturacaktır.

Erman Film Gururla Takdim Eder:

Cüneyt Arkın’ın tarihi avantürleriyle kendisini ispatlayıp, şehre inişinde ara dönem niteliği taşıyan mega filmleri bu başlıkla açılmaktadır.

1990′lı yıllarda Yeşilçam’a ilgi duymaya başlayan kuşak için bu başlık çok önemli bir tanımlama anlamına gelmekteydi. Türk sinema tarihinin Hollywood ayarındakilerle düşünülebilecek nadir yapımcılarından Hürrem Erman, sinemamıza pek çok starı kazandırdığı gibi filmleri de en büyük gişe başarısını elde etmiş, bütçe olarak incelendiğinde her zaman bir kaç kuruş daha fazlasını ekleyebilmiş isimlerden birisidir.

Yaralı Kurt ve Alın Yazısı günümüzde de popülerliğinden bir şey yitirmeyen bu mega yapımlardandır. 1970 - 1975 arası Arkın hamurunun yoğruluşunun örnekleridir. Bir Zamanların İstanbul’u Altın Çağından duraklamaya doğru yol alan Yeşilçam’a kendi ağıtlarıyla cevap vermektedir. Her iki filmde anti ve bununla beraber tamamen bu coğrafyanın olmazsa olmazı olarak düşünülecek her özelliği içinde barındırabilen kahramanlara dayalıdır. Namus, ihanet ve intikam; At, Silah ve Avrat‘ın insanlarını cezbetmeye yeterlidir.

Türk Sineması’n da gangster rollerinin tartışmasız bir tek büyüğü vardır. Yılmaz Güney tüm zamanların en gangster karakteridir. Arkın’ın gangsterleri Güney gibi intikam alabilir mi bilinemez ama racon kesmek için kendini şekilden şekile sokmayacak kadar doğaldırlar, kavga konusunda ise kendi başına birer öğretidirler.


Ayakkabısının koncunu çeken, bileğinde tesbihle dolaşan kabadayılar konusunda ise tüm bu karakterlerin günümüzden 38 yıl önce canlandırıldığını göz önünde bulundurmak gerekmektedir.

Türkiye racon ile 2000′lerde tanışmamıştır, “Tüfek icat oldu mertlik bozuldu” diyen Köroğlu türküsü gibi bileklerde duran tesbihler belde ki makinelere güvenen ellere muhtaç kalmıştır.

KARATE :

Cüneyt Arkın akrobatik yetenekleri ve bu yeteneklerin ona kazandırdığı manevra kabiliyetine karşılık 1970′ler de o döneme kadar eksik olduğu düşünülen bir kısmını geliştirmeye yönelmiştir.

Bir sirk cambazının yapabileceği hareketlerin sinemada ki uygulama sahaları dublörler tarafından icra edilir. Eğer ki dublör oyun yeteneği ve benzeri olmayan bir kavga tekniğine de sahipse o zaman bir star olur.


Karate eğitimi bu noktada Arkın’ın starlığını tasdikleyen bir devirdir. Tarihi filmlerle başlayıp 1970 - 1975 arası dönemde en önemli Arkın avantürlerinin yönetmenliğini üstlenen Natuk Baytan’ın Çaresizler filminde bir detay gözlerden kaçmaz.

Siyah Kuşak Karate Hocası Hakkı Koşar …

İstanbul Anadolu Yakasında büyüyenler, çocukluğu Moda veya Kadıköy’de geçmiş her erkil kişi için tanıdık bir isimdir. Cüneyt Arkın’ın ilk karate antrenörü Hakkı Koşardır. Atletizm antrenörü Geşaş ile duraksız nefes - kondisyon çalışmaları, Koşar ile karate dersleri Arkın’ı salt sirk numaralarından Arkın tekniğine yoğurur.

Hakkı Koşar’ın ardından Aydın Doğaner (Ölüm Görevi filminde kısa bir sahnede görülmektedir) ve 80′li yıllarda Osman Betin (Ölüm Savaşçısı’nın kötü ninjası) Arkın’ın diğer karate öğretmenleridir.

Türkiye’de kendini baştan yaratan bir aktör olarak aynı zamanda Türkiye’de star olmanın standartlarına da bir ilkle kendi ismini yazdırır. Sinemamızda menejerlik sistemini aktif olarak ilk kullanan kişi Cüneyt Arkın’dır. Sistem ve sistemin sahiplerinin o günden bugüne pek fazla değişime uğramadığını söylemek te sanırım yanlış olmaz. Kaldı ki Cüneyt Arkın’ın menejeri de bir Musevidir ve bugün Levent’te bilinen villasına geçişin arifesinde Şişli’de yaşamakta olduğu konutun da antrenörü kadar sık misafirlerinden birisidir.

Gelecek Bölüm : Co Production, Çağdaş Malkoçoğlu, Yıkılmayan Vatandaş

Yazan: Gökay GELGEC - Yojimbooo
sinematik.blogspot.com
Alternatif sinema kulturu Blogu